" Çocukluk yıllarından alacağı olmayan bir insan düşünemiyorum. Çoğumuz bunun bıraktığı boşluğun yetişkin yaşamımızda giderilmesini bekliyoruz, özellikle de yakın ilişkilerimizde." Engin Gençtan, Varoluş ve Psikiyatri, 7. Basım.

Tek başına uçmayı öğrenene kadar, bir pilotla uçarsınız.  Psikoterapist de Pilotunuz gibi size, iç dünyanıza kuşbakışı bakabilme imkanı sunar, yapabilir olmaya hazırlar. Süreç içerisinde ve tamamlanınca kendi kendinize seyre başlayabilirsiniz hayatınızın manzarasını. Ve bu seyir yeni bir bakış açısını barındırır, yeni duygular tanımlanmış, kişi kendiyle ve dünyayla ilişkisini farklılaştırmıştır.

İnsanın özü ilişkidir. İlişik olduklarımızla bağ kurar, dünyayı anlamlandırırız. Bu nedenle psikoterapi, bir birliktelik sürecidir. İki ruhsal yapı (terapist ve danışan) birlikte yol alırlar. 

Kişi her nasıl bir sıkıntı yaşıyorsa da, en iyi yönettiği haliyle yaşıyordur. Baş etmeyi öğrendiği yöntemlerle yapabildiğinin en iyisiyle gelir bir psikoterapistle görüşmeye. Buna, takılı kalmak da denir, zorlantılı yaşam da, psikopatoloji de. Bir şeyler iyi gitmiyordur ve kişiye iyi gelmiyordur. Terapist ve danışan yapılandırdıkları işbirliği çerçevesiyle iyi gitmeyeni anlamaya ve anlamlandırmaya çalışır. Burada sorumluluk sahibi olan hem terapist hem danışandır. Danışan kendi hayatından ve terapi sürecinin gidişatından sorumludur.  Terapist de bu sürecin yürütülmesinden ve olabilecek olan en iyi katkının gerçekleşmesinden sorumludur. Burada kısmen gizli bir kontrat vardır terapist ve danışan arasında.  Bu gizli kontrat güven ve istikrar sağlar.

Her şey anladığımız ve anlmalandırdığımız kadardır. Kişi ne kadar yol almak isterse o kadar yol alır. Kimse kimsenin iç dünyasını ondan iyi bilemez. Yaşantılayan kişi yaşadığını bilir, asıl olanı bilir. Ama asıl olanı anlamayı psikoterapist destekler. Hele hele bu asıl olan dediği şey rahatsız edici bir şey ise, psikoterapist eşliğinde onu dönüştürmeyi öğrenir.